Eurochallenge’da, 2007 yılından beri hiç bir Türk ekibinin yapamadığını yaparak, Çeyrek Final’e kaldık. Ayrıca bu başarı geçmişe baktığımızda Avrupa Kupalarında ülke olarak son dönemde ulaşılan en üst seviye. En sonda söylenecek şeyi başta söyleyeyim, inanıyorum ki, takımımız bu başarıyı çok daha ilerilere taşıyacaktır.Bu turda ise rakibimiz, Rus ekibi Spartak St.Petersburg. Rakibimiz de neredeyse bizim kadar köklü bir klüp, kuruluş tarihleri 1935’e uzanıyor. 1975 yılında SSCB şampiyonluğu yaşayan rakibimiz, yine benzer zaman aralığında çeşitli SSCB Kupası başarılarına imza atmış. St. Petersburg maçlarını şu anda 1967 yılında yapılan 7.012 koltuk kapasiteli Yubileyny Sports Palace’da oynuyor. Metro ile ulaşımı olan salonda Avrupa maçlarında resmi rakamlara göre ortalama 1.485 kişiye maç yapmışlar. Aynı zamanda 850 Milyon Ruble’ye mal olacak olan yeni spor salonlarının inşaatı da devam ediyor.
Yakın tarihe baktığımızda, 1997, 1999 ve 2001 yıllarında Korac Kupası’nda mücadele ettiklerini görüyoruz. 2008 ve 2009 yıllarında ise Eurochallenge’da mücadele vermişler. 2008 yılında toplamda 10 maç yapan St.Petersburg, bu maçların sadece 4 tanesinden galibiyet ile ayrılırken, maç başına attığı 75.6 sayıya karşı, potasında 76 sayı görmüş. Açıkcası bu kadar yakın ortalamalara sahipken, galibiyet yüzdesinin 0.500’ün altında olması, tecrübesizliklerine kurban gittiklerinin bir göstergesi. 2009 yılında ise sadece ön eleme oynayabilen St.Petersburg, rakibi CSU Asesoft Ploiesti’ye deplasmanad 3 sayı ile mağlup olunca, kendi evinde maçı 1 farkla kazanması, elenmelerini engelleyememiş. Rakipleri CSU Asesoft Ploiesti ise, ikinci ön eleme turunda Eurochallenge’a veda etmiş.
2010-2011 sezonuna oldukça iddalı transferlerle ve Eurocup’ta mücadele etme hakkı ile başlayan St. Petersburg, kadrosuna bizim de yabancısı olmadığımız Henry Domercant’ı katarak sezona girdi. Oyun kurucu pozisyonda bir başka Amerika’lı Patrick Beverly görev alıyor. Ayrıca Rus Milli takımının oyuncularından Anton Ponkrashov ile guard rotasyonundan derinlik sağlıyorlar. Pota altında Miha Zupan, Petar Popovic ve Pero Pantic gibi hem derinlik hem de fiziksel olarak güçlü oyunculara sahip St. Petersburg’da bu üçlü Eurochallenge’da takımlarının skor yükünün neredeyse üçte birini çekerken, takımın topladığı rebound’ların neredeyse yarısından fazlasını toplamış. Kadrolarında bulunan fakat Ocak’tan beri hiç bir maça çıkmamış 3 numara oynayan Dijon Thompson ise, NCAA kariyerini bildiğim oldukça potansiyelli ve gerçekten atletik bir oyuncu. Kadro yapılarına baktığımızda, gerçekten de derin bir rotasyona sahip olan rakibimiz, bu rotasyonu da maç içersinde kullanmaktan çekinmeyen bir koç tarafından yönetiliyor, Zvi Sherf. Avrupa Basketbolunu takip edenlerin yakından tanıyacağı Zvika, Aris’in Saporta Kupası’nı kazandığı sezonda takımın başında bulunuyordu. 2 Euroleague Finali’ne çıkan koç uzun yıllar İsrail Milli Takımı’nın da koçluğunu yaptı.
Zvika’nın önderliğinde, genellikle maçları 8-9 oyuncu ile oynayan St. Peterseburg 2010-2011 sezonuna Eurocup’ta kupa hedefiyle girdi. Eurocup eleme turunda Galatasaray Cafe Crown ile eşleşen St. Petersburg, Ayhan Şahenk’te 69-58 mağlup olurken, kendi evinde sadece 8 sayılık farkla maçı kazanması, Galatasaray Cafe Crown’un Eurocup’ta ilerlemesine izin verirken, St. Petersburg’un da kupa hedefini Eurochallenge’da kovalamasına sebep oldu. Oynadığı Lig ve Avrupa maçlarının detaylı analizine daha sonra yer verecek de olsam, St. Petersburg’un hızlı ve yüksek skorlu bir basketbol ekolünden geldiğini, ve elindeki rotasyon sayesinde rakibini bu tempoya çektiğinde galibiyete yakın taraf olduğunu söyleyebilirim. Bu yüksek tempolu maçların çok büyük bir kısmını kazanan St. Petersburg, temponun düştüğü maçlarda çok daha kötü bir yüzde ile oynamış. Ligde ve Avrupa’da 75 sayının altında tutulduğu 8 maçın sadece 3 tanesini kazanabilmiş. Takımımız ise Avrupa’da maç başına ortalama 75,67 sayı (uzatma sonucunda biten deplasmandaki Antwerp Giants maçı dahil), Ligde ortalama 78,78 sayı (2 uzatmada biten Fenebahçe Ülker ve genç takımla çıktığımız Beşiktaş Cola Turka maçları dahil) toplamda ise 77,42 sayı yiyen bir takım. Bu rakamlar savunmamızın oldukça iyi düzeyde olduğunu gösteriyor. Kaldı ki, Galatasaray Cafe Crown gibi sert bir takımı 66 sayıda, Fenerbahce Ülker’i normal sürenin sonunda 74 sayıda Efes Pilsen’i 71 sayıda tuttuk. Eğer son dönemde yaşanan faul problemlerini bertaraf edebilirsek, ve savunmaya konsantre olup, sert savunmamızı maçın başından sonuna kadar sergileyebilirsek St. Petersburg karşısında oldukça önemli bir şansımız olacaktır.
Bir kez daha, öncelikle bize Avrupa’da Çeyrek Final heyecanı yaşatan oyuncularımıza, Hakan Hoca başta olmak üzere teknik heyetimize ve yönetimimize teşekkür ederken, onlardan beklentilerimizin çok daha ilerisi olduğunu ve bu beklentilerimizi karşılıksız bırakmayacaklarına olan güvenimizi hatırlatmak istiyorum.
Yazı:Erinç Atilla
02.03.2011
Kaynak:www.kafsinkaf.org